GÖNÜLLÜ BES 7 MİLYONU AŞAMADI
Gönüllü bireysel emeklilik sistemi 2003 yılında başladı. 2013 yılına kadar yaklaşık 3 milyon katılımcıya ulaşan sistem, %25’lik devlet katkısının uygulanmaya başlamasıyla hız kazandı. 2016 yılını 6,6 milyon katılımcı ile kapatan sistemde son bir buçuk yılda katılımcı sayısı giderek azaldı. Geçen yıl toplamda 300 bin kişi katılmış sisteme. Bu yılın başından beri 6,9 milyon katılımcı seviyelerinde dolanan sistem bir türlü 7 milyonluk katılımcı sayısını aşamadı. Ne oldu da sisteme girişler azaldı?
OKS DEVREYE GİRDİ
Gönüllü BES tarafındaki katılımların yavaşlamasında en önemli etki OKS’den geliyor. 2017 yılında başlayan OKS ile hem OKS hem de gönüllü BES için katkı payı ödemekte zorlanacak olanlar bir seçim yapmak zorunda kaldı. Ya OKS’yi tercih ettiler, ya da gönüllü BES’i. Çalışanlar için otomatik katılıma giriş zorunlu olduğu için, katılımcılar önceliği OKS’ye vermek zorunda kaldı. Ayrıca OKS hem giderleri yönünden hem de bin liralık başlangıç desteği ve emeklilikte sağlanan ek %5’lik (birikimlerini en az 10 yıllık ‘yıllık gelir sigortasına aktaranlara) devlet desteği ile gönüllü BES’e göre avantaj sağlıyor.
Diğer taraftan bireysel emeklilik şirketleri bir anlamda hazırlıksız yakalandıkları OKS tarafına öncelik verince, gönüllü BES tarafı biraz da ihmal edilmiş oldu. Giderek büyük işverenlerden küçük işverenlere doğru yol aldıkça iş yükleri arttı, gönüllü BES tarafına ayrılacak eleman ve enerji OKS tarafına kaydırıldı. Bu nedenle Gönüllü BES tarafı biraz gözlerden uzak bu ara.
PİYASALARDA VOLATİLİTE ARTTI
2017 ve 2018 yıllarında piyasalarda yaşanan aşırı volatilite bireysel emeklilik sistemine gönüllü katılmayı düşünen kişilerin gözünü korkuttu. 2017 yılı hisse senetleri piyasalarının yükselişinden BES fonları da payını aldı. Ancak FED’in faiz artışlarıyla dünya piyasalarında artmaya başlayan faizler içeride faizler ve döviz üzerinde baskı oluşturuyor. Doların yılbaşından beri %20 değer kazanması ile hızlanan süreç, geçen hafta TCMB’nin 3 puanlık faiz artırımı yapılmasıyla durulmuş oldu. Bunun faizler üzerinde yansıması tahvil ve bono faizlerinde yükseliş yönüne. Yükselen faizler borçlanma araçlarının değerinde düşüşe ve BES fonlarında getiri kayıplarına neden oluyor. Özellikle borçlanma araçları fonları ve faizli devlet katkısı fonlarının getirileri eksiye dönüyor. Çünkü bu fonlar portföylerinde yüksek miktarda kamu ve özel sektör borçlanma araçları tutmak zorundalar. Kamu borçlanma araçları fonları portföylerine en az %80 oranında, faizli devlet katkısı fonları da en az %75 oranında hazine tarafından ihraç edilmiş tahvil ve bono almak zorundalar. Faizlerde yukarı yönlü gelişen hareketler bu varlıkların değerini düşürerek fon portföylerinde kayıplara neden oluyor. Diyeceksiniz ki, başka fon mu yok? Katılımcı birçok fonun içinden dilediğini seçebilir. Haklısınız seçebilir ama, yılbaşından beri yaşanan aşırı volatilite nedeniyle hisse senetleri piyasası ve tahvil-bono piyasalarında aşağı yönlü bir eğilim oluştu. Dövizdeki artış nedeniyle sadece kamu dış borçlanma aracı olarak adlandırılan eorobondlar ve altın fiyatları arttı. Eurobondlara ve altına yatırım yapan fonlar kazandırdı. Ancak toplam 86 milyarlık gönüllü ve OKS fonlarının portföyünün %18,4’ü dövize endeksli menkul kıymet ve altın içeriyor. Fakat, burada problem dövize endeksli varlıkların azlığı yada çokluğu değil, volatilitenin yükselmiş olması.
DÜNYADA ENFLASYON YÜKSELİYOR
Dünyada son 20 yılda enflasyonu düşürme yönünde bir çaba söz konusuydu. Gerçekten de enflasyon oranları %1-2’lere geriledi gelişmiş ülkelerde. Ancak çok düşük enflasyon da büyüme oranları üzerinde olumsuz etki yapıyor. Japonya’nın yıllarda deflasyonda olması gelişmiş ülkeleri korkutuyor. ABD merkez bankası FED, enflasyonu yükseltmeye çalışıyor. Kontrollü bir şekilde yükseltilmeye çalışılan enflasyon Nisan ayında %2,5 seviyelerine ulaştı. Ancak içeride 2013 yılında %6 seviyelerine dek gerileyen enflasyon, zaten artış eğilimiyle %11’lere ulaştı. Global bazda enflasyondaki yükseliş eğilimi, içeride de trendi yukarı yönde zorluyor.
Enflasyondaki artış trendi bireysel emeklilik gibi uzun vadeli sistemleri hem öngörülebilirlik bakımından hem de birikimlerin enflasyonun altında değerlenmesi endişesi nedeniyle zorluyor. Çünkü dünyada da bireysel emeklilik sistemlerinin portföylerinin çok büyük bir kısmı faizli yatırım araçlarından oluşuyor. Bu da faizlerin yükselişine duyarlılığı artırıyor. Diğer taraftan enflasyon ve yükselen fiyatlar tüketim eğilimini artırıyor. Çünkü yarın fiyatın artması olasılığı, bireyleri bugün tüketmeye zorluyor. Halbuki tasarruf etse, faize dayalı birikimlerin getirileri her zaman enflasyonun arkasından gelecek, bu da reel getiriyi azaltacak veya yok edecek. Be nedenle enflasyonun yükseliş dönemlerinde bireysel emeklilik sistemindeki faiz getirisine dayalı birikimlerin de reel getiri potansiyeli azalmakta, bunun farkında olan bireyler sistem dışında kalmaktadır.